Gri

Gürültü… Belki sırada bekleyen insanların konuşurken, belki de otoyolda arabaların bir noktadan geçerken oluşturduğu ses. Anlamsız ama başkalarından, başka şeylerden gelen. Gürültü ve müzik, ikisi de net çizgilerle tanımlanması zor olan şeyler olduğundan, duruma göre -veya gerektiğinde- müzik de gürültü olabilir.

Gürültü, çoğu zaman sevgilisiyle gelir: kalabalık. Bazen bu çiftten kaçmak ister insan, başka zamanlarda yalnız kaldığını hissedip bu çifte koşar. Genelde de kalabalığın içinde yalnız kaldığından yakınıp alır birini vurur ötekine. Ama bazen, bir kaçış noktası da olabilir kalabalık ve gürültü. İnsan, bazı seslerden kaçması gerektiğinde bu sevgili çifte başvurur, kaçtığı sesleri anlamsızlığın içinde boğmaya çalışır.

Başkalarının insana yüklediği sorumluluklardan ya da ortaya çıkarttığı problemlerden böyle kaçması kolay. Peki kaçılan sesler kafanın içindeyse, kalabalık ve gürültü, insanın bir parçasını boğabilecek kadar güçlü mü? 

İnsan, içinde duymak istemediği kısmı olmadan yaşayabilir mi?


Araba

Sözlüklerde hiç bu şekilde yer almamasına karşın, araba deyince insanların tanım olarak kurdukları cümlelerde hep “a’dan b’ye” ya da “bir yerden bir yere” öbekleri geçiyor. Bir açıdan bu cümleleri kuran insanlar kısmen haklı, arabalar çoğu zaman a’dan b’ye gitmek için kullanılıyor. Ama bu insanlar, amaç ile tanımı karıştırıyorlar. 

Okumaya devam et “Araba”

Yol Bizi Bekler…

Günün akışı, para kazanma telaşı veya derslerin sıkıcılığı… Tüm bunları sadece akşam bir bardak kahve içmek için çekiyoruz bazen. Bazen de hayalini kurduğumuz o şeye ulaşmak istediğimizden. Bazen neden bu kadar çalıştığımızı ya da kendimizi yorduğumuzu sorguluyoruz. Sonra işin içinden tam da çıkamayıp devam ediyoruz bu akışta ilerlemeye…

Okumaya devam et “Yol Bizi Bekler…”